Dikkat çekici olmanın faydasızlığı

Kızın biri, dünyada bir tek kendisi yaşıyormuş gibi, sağına soluna bakmadan, dosdoğru yürüyerek sana doğru geliyor. Çarpışıyorsunuz. Ve işte, hakikat anı gelip çatıyor. Kim öbürüne sövecek, kim özür dileyecek? Aslında her ikisi de hem çarpan hem çarpılan. Ama yine de kendilerini hemen, kendiliğinden, çarpan, yani suçlu olarak kabul edenler var. Ve bir de kendilerini hemen, kendiliğinden, çarpılan olarak kabul edenler yani, öbürünü suçlamayı ve cezalandırmayı hakkı olarak görenler var. Bu durumda, sen, özür mü dilerdin, suçlar mıydın?

Soru Milan Kundera’dan. Yazar, her zamanki gibi okuru karakterlerinin soruları ve derinliği üzerinden düşünmeye çağırıyor. Yıllar yıllar önce verdiği bir röportajda “Roman varoluşun araştırılmasıdır ve ben romanın bunu felsefeden yüz kere daha iyi yaptığına kalıbımı basarım” diyen yazar, kendi romanında bunu bir kez daha yapıyor.

100 sayfalık kitapta yazarın D’Ardelo, Alain, La Franck, Charles ve Caliban adlı kahramanlarıyla tanışıyoruz. Kaliningrad’ın öyküsü, Stalin kitabın sayfalarında aniden beliriyor ve yine ‘anlamsızlık’ üzerine düşünmenize yol açıyor. Ve tabii Paris… Kundera bizi kâh Luxembourg Bahçesi’nde kâh Observatoire Caddesi’nde dolaştırıyor. Birlikte yürürken aklınıza şu soruyu yerleştiriyor: Yaşam  mı güçlüdür yoksa ölüm mü? Bunun cevabını yine kitapta veriyor: “Yaşam güçlüdür, çünkü ölümle beslenir.” Bir Kundera kitabının kötü olması beklenemez. ‘İyi’ bile diyemeyiz onun için. Desek desek “Yine yapmış yapacağını” ya da “Beklediğimize değmiş” deriz. Tıpkı bugün ‘Kayıtsızlık Şenliği’nde dediğimiz gibi…

5 MADDEDE MILAN KUNDERA
Semih Gümüş yazdı…

Milan Kundera yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda bir edebiyat düşünürü. Denemelerinde edebiyatı benzersiz bir derinlikte irdeler. Hiç düşünmediklerimizi düşündürür. Yazdıklarını okumak, edebiyat düşüncemizi değiştirir.
Daha baştan sıradışı bir roman anlayışının kurucularından oldu. Bir tür düşünce romanı yazdı. Romanlarının hikâyeleri içinde hemen hep bazı düşünsel sorunları tartışmaya çalıştı. Roman, Kundera için önceden bildiğimiz biçimlerin ve anlayışların dışında bir türdür.
Romanlarıyla çeşitli kavramları (yavaşlık, gerçeklik, ölüm, ölümsüzlük, mutluluk vb.) kendine özgü biçimlerde sorguladı. Aşkı, erotizmi ve cinselliği insanın hayatla arasındaki çelişkilere bağlayarak aldı.
Güç ve iktidarın insanı nasıl bozduğu da önemli sorularından biri.
İnsanın varoluş sorunsalını aklımıza gelmeyen yönlerinden alarak açığa çıkardı. İlk okumada anlayamadıklarımız romanlarına yeniden dönmeyi gerektirebilir.

 KİTAPTAN…

Dikkat çekici olmanın faydasızlığı! Faydasızlıktan da öte. Zararı… Dikkat çekici bir tip, bir kadını baştan çıkarmaya çalıştığında, kadın rekabete girdiği izlenimine kapılır. Kadın da kendini dikkat çekmek zorunda hisseder. Oysa, önemsizlik kadını özgür kılar. Tedbir almaktan kurtarır. Pratik zekâ gerektirmez. Kadını kaygılardan arındırır, böylece onu daha ulaşılabilir kılar.

 

 

Kızın biri, dünyada bir tek kendisi yaşıyormuş gibi, sağına soluna bakmadan, dosdoğru yürüyerek sana doğru geliyor. Çarpışıyorsunuz. Ve işte, hakikat anı gelip çatıyor. Kim öbürüne sövecek, kim özür dileyecek? Aslında her ikisi de hem çarpan hem çarpılan. Ama yine de kendilerini hemen, kendiliğinden, çarpan, yani suçlu olarak kabul edenler var. Ve bir de kendilerini hemen, kendiliğinden, çarpılan olarak kabul edenler yani, öbürünü suçlamayı ve cezalandırmayı hakkı olarak görenler var. Bu durumda, sen, özür mü dilerdin, suçlar mıydın?

Soru Milan Kundera’dan. Yazar, her zamanki gibi okuru karakterlerinin soruları ve derinliği üzerinden düşünmeye çağırıyor. Yıllar yıllar önce verdiği bir röportajda “Roman varoluşun araştırılmasıdır ve ben romanın bunu felsefeden yüz kere daha iyi yaptığına kalıbımı basarım” diyen yazar, kendi romanında bunu bir kez daha yapıyor.

100 sayfalık kitapta yazarın D’Ardelo, Alain, La Franck, Charles ve Caliban adlı kahramanlarıyla tanışıyoruz. Kaliningrad’ın öyküsü, Stalin kitabın sayfalarında aniden beliriyor ve yine ‘anlamsızlık’ üzerine düşünmenize yol açıyor. Ve tabii Paris… Kundera bizi kâh Luxembourg Bahçesi’nde kâh Observatoire Caddesi’nde dolaştırıyor. Birlikte yürürken aklınıza şu soruyu yerleştiriyor: Yaşam  mı güçlüdür yoksa ölüm mü? Bunun cevabını yine kitapta veriyor: “Yaşam güçlüdür, çünkü ölümle beslenir.” Bir Kundera kitabının kötü olması beklenemez. ‘İyi’ bile diyemeyiz onun için. Desek desek “Yine yapmış yapacağını” ya da “Beklediğimize değmiş” deriz. Tıpkı bugün ‘Kayıtsızlık Şenliği’nde dediğimiz gibi…

5 MADDEDE MILAN KUNDERA
Semih Gümüş yazdı…

Milan Kundera yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda bir edebiyat düşünürü. Denemelerinde edebiyatı benzersiz bir derinlikte irdeler. Hiç düşünmediklerimizi düşündürür. Yazdıklarını okumak, edebiyat düşüncemizi değiştirir.
Daha baştan sıradışı bir roman anlayışının kurucularından oldu. Bir tür düşünce romanı yazdı. Romanlarının hikâyeleri içinde hemen hep bazı düşünsel sorunları tartışmaya çalıştı. Roman, Kundera için önceden bildiğimiz biçimlerin ve anlayışların dışında bir türdür.
Romanlarıyla çeşitli kavramları (yavaşlık, gerçeklik, ölüm, ölümsüzlük, mutluluk vb.) kendine özgü biçimlerde sorguladı. Aşkı, erotizmi ve cinselliği insanın hayatla arasındaki çelişkilere bağlayarak aldı.
Güç ve iktidarın insanı nasıl bozduğu da önemli sorularından biri.
İnsanın varoluş sorunsalını aklımıza gelmeyen yönlerinden alarak açığa çıkardı. İlk okumada anlayamadıklarımız romanlarına yeniden dönmeyi gerektirebilir.

 KİTAPTAN…

Dikkat çekici olmanın faydasızlığı! Faydasızlıktan da öte. Zararı… Dikkat çekici bir tip, bir kadını baştan çıkarmaya çalıştığında, kadın rekabete girdiği izlenimine kapılır. Kadın da kendini dikkat çekmek zorunda hisseder. Oysa, önemsizlik kadını özgür kılar. Tedbir almaktan kurtarır. Pratik zekâ gerektirmez. Kadını kaygılardan arındırır, böylece onu daha ulaşılabilir kılar.

 

 

Meteoroloji’den kuvvetli yağış uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, bu gece ve yarın (Pazartesi) Hakkari ve Şırnak ile Van’ın güney çevrelerinde kuvvetli yağış beklendiğini açıkladı. Uyarıda yağışların, Hakkari ve Van’ın yüksek kesimlerinde ise kuvvetli karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması tahmin edildiği belirtildi. Yağışlar sırasında meydana gelebilecek olumsuzluklara (sel, su baskını, ulaşımda aksamalar, heyelan vb.) karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.  

İŞTE BEŞ GÜNLÜK HAVA DURUMU TAHMİNİ


ERZURUM’DA HAVA SICAKLIĞI -5’E DÜŞTÜ

PALANDÖKEN Kayak Merkezine kar yağması ardından gecenin en düşük hava sıcaklığı Erzurum’da sıfırın altında 5 derece düştü. Kentte yaşayanlar don ve buzlanmaya karşı uyarılırken soba, kaloriferler yakılmaya başlandı. 

YURTTAN KAR MANZARALARI / FOTO GALERİ

 

Meteoroloji Bölge Müdürlüğü dün gecenin en düşük sıcaklığının Erzurum’da sıfırın altında 5, bu sabah saatlerinde ise yine sıfırın altında 3 dereceyi bulduğunu açıkladı. Palandöken’in hafta sonu meydana gelen yağışlar sırasında karla kaplanması ardından ev ve işyerlerinde soba ile kaloriferler yakıldı. Önümüzdeki Cuma gününe kadar özellikle geceleri hava sıcaklığının sıfırın altına olması bekleniyor.

Gece ve sabah saatlerinde buzlanma, don ve sise karşı sürücüleri uyaran yetkiler önlem alınmadan yola çıkılmamasını önerdi. Yüksek basıç sistemi altına giren Erzurum’da bugün öğleden sonra kuzey ve kuzey doğu yönlerinden saatteki hızı 60 kilometreyi bulan rüzgar bekleniyor.

ANTALYA KÖRFEZİ İÇİN FIRTINA UYARISI           

Denizlerde Bodrum-Datça arasında fırtınamsı rüzgar, Antalya Körfezi’nde fırtına bekleniyor. Meteoroloji yetkilileri, Antalya Körfezi için fırtına uyarısında bulundu.
     
Meteoroloji 4. Bölge Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, kentte hava sıcaklığı 1 ila 3 derece artacak, rüzgar kuzey yönlerden orta, zaman zaman kuvvetli esecek.
     
Denizlerde ise Bodrum-Datça arasında fırtınamsı rüzgar, Antalya Körfezi’nde ise fırtına bekleniyor.
     
Rüzgarın Bodrum-Datça arasında kuzey yönlerden 5 ila 7, Datça-Kaş arasında kuzey yönlerden 4 ila 6, öğle saatlerinden sonra güney ve batı yönlerden 2 ila 4, Kaş-Anamur arasında kuzey yönlerden 3 ila 5, Antalya Körfezi’nde 6 ila 8, öğle saatlerinden sonra 2 ila 4 kuvvetinde eseceği tahmin ediliyor.
      
GECE EN DÜŞÜK HAVA SICAKLIĞI SIFIRIN ALTINDA 4 DERECEYLE ARDAHAN’DA ÖLÇÜLDÜ            

Doğu Anadolu Bölgesi’nde gece en düşük hava sıcaklığı sıfırın altında 4 dereceyle Ardahan’da ölçüldü.Meteoroloji 12. Bölge Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre, yüksek basınç sisteminin etkisi altında bulunan bölgede, gün içerisinde hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üstünde seyrediyor.


     
Gece en düşük hava sıcaklıkları sıfırın altında olmak üzere Ardahan’da 4, Kars’ta 3, Erzurum’da 1, Erzincan ve Ağrı’da 1 derece kaydedildi. Soğuk hava nedeniyle bölgede kent merkezlerindeki su birikintilerinde don ve buzlanma olayları görüldü.
     
Ev ve iş yerleri ile otomobillerin camlarında buzlanmalar meydana geldi.
     
Ardahan-Artvin il sınırındaki Sahara ile Ardahan-Posof ilçesi arasındaki Ilgar Dağı mevkilerinde kar kalınlığı bir santimetre olarak ölçüldü.
     
Palandöken ve Konaklı Kayak Merkezlerinde kar kalınlığı ise 10 santimetreyi buldu.
     
Meteoroloji yetkililer, bölgede kent merkezlerinde cuma gününe kadar kar yağışının beklenmediğini ancak geceleri buzlanma ve don olaylarına karşı vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı.


     
ULUDAĞIN ZİRVESİNE MEVSİMİN İLK KARI

BURSA, (DHA) – TÜRKİYE’nin en önemli kış turizm merkezlerinden Uludağ’a mevsimin ilk karı yağdı. Meteoroloji yetkilileri, hava sıcaklığının sıfırın altında 2 dereceye düştüğü Uludağ’da Oteller Bölgesi’ne perşembe günü daha yoğun kar yağmasının beklendiğini bildirdi.

Marmara Bölgesi’ni etkisi altına alan soğuk ve yağışlı havanın etkisiyle Uludağ’ın zirvesine kar yağdı. Hava sıcaklığının gündüz sıfırın altında 2 derece olarak ölçüldüğü Uludağ’da asıl yağışın perşembe günü başlayacağı ve hafta sonuna kadar devam edeceği bildirildi. Bugünkü yağışın sadece zirvede görüldüğünü kaydeden Meteoroloji yetkilileri, perşembe günkü yağışla Oteller Bölgesi’ne de kar yağmasının beklendiğini  bildirdi.

Halen tüm işletmelerin kapalı olduğu 5 bin yatak kapasiteli Uludağ’da 16 otel, 13 misafirhane bulunuyor. Zirvedeki işletmelerin bir bölümü sezonu 1 Aralık’ta bir bölümü de 15 Aralık’ta açıyor.

 

 

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, bu gece ve yarın (Pazartesi) Hakkari ve Şırnak ile Van’ın güney çevrelerinde kuvvetli yağış beklendiğini açıkladı. Uyarıda yağışların, Hakkari ve Van’ın yüksek kesimlerinde ise kuvvetli karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması tahmin edildiği belirtildi. Yağışlar sırasında meydana gelebilecek olumsuzluklara (sel, su baskını, ulaşımda aksamalar, heyelan vb.) karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.  

İŞTE BEŞ GÜNLÜK HAVA DURUMU TAHMİNİ


ERZURUM’DA HAVA SICAKLIĞI -5’E DÜŞTÜ

PALANDÖKEN Kayak Merkezine kar yağması ardından gecenin en düşük hava sıcaklığı Erzurum’da sıfırın altında 5 derece düştü. Kentte yaşayanlar don ve buzlanmaya karşı uyarılırken soba, kaloriferler yakılmaya başlandı. 

YURTTAN KAR MANZARALARI / FOTO GALERİ

 

Meteoroloji Bölge Müdürlüğü dün gecenin en düşük sıcaklığının Erzurum’da sıfırın altında 5, bu sabah saatlerinde ise yine sıfırın altında 3 dereceyi bulduğunu açıkladı. Palandöken’in hafta sonu meydana gelen yağışlar sırasında karla kaplanması ardından ev ve işyerlerinde soba ile kaloriferler yakıldı. Önümüzdeki Cuma gününe kadar özellikle geceleri hava sıcaklığının sıfırın altına olması bekleniyor.

Gece ve sabah saatlerinde buzlanma, don ve sise karşı sürücüleri uyaran yetkiler önlem alınmadan yola çıkılmamasını önerdi. Yüksek basıç sistemi altına giren Erzurum’da bugün öğleden sonra kuzey ve kuzey doğu yönlerinden saatteki hızı 60 kilometreyi bulan rüzgar bekleniyor.

ANTALYA KÖRFEZİ İÇİN FIRTINA UYARISI           

Denizlerde Bodrum-Datça arasında fırtınamsı rüzgar, Antalya Körfezi’nde fırtına bekleniyor. Meteoroloji yetkilileri, Antalya Körfezi için fırtına uyarısında bulundu.
     
Meteoroloji 4. Bölge Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, kentte hava sıcaklığı 1 ila 3 derece artacak, rüzgar kuzey yönlerden orta, zaman zaman kuvvetli esecek.
     
Denizlerde ise Bodrum-Datça arasında fırtınamsı rüzgar, Antalya Körfezi’nde ise fırtına bekleniyor.
     
Rüzgarın Bodrum-Datça arasında kuzey yönlerden 5 ila 7, Datça-Kaş arasında kuzey yönlerden 4 ila 6, öğle saatlerinden sonra güney ve batı yönlerden 2 ila 4, Kaş-Anamur arasında kuzey yönlerden 3 ila 5, Antalya Körfezi’nde 6 ila 8, öğle saatlerinden sonra 2 ila 4 kuvvetinde eseceği tahmin ediliyor.
      
GECE EN DÜŞÜK HAVA SICAKLIĞI SIFIRIN ALTINDA 4 DERECEYLE ARDAHAN’DA ÖLÇÜLDÜ            

Doğu Anadolu Bölgesi’nde gece en düşük hava sıcaklığı sıfırın altında 4 dereceyle Ardahan’da ölçüldü.Meteoroloji 12. Bölge Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre, yüksek basınç sisteminin etkisi altında bulunan bölgede, gün içerisinde hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üstünde seyrediyor.


     
Gece en düşük hava sıcaklıkları sıfırın altında olmak üzere Ardahan’da 4, Kars’ta 3, Erzurum’da 1, Erzincan ve Ağrı’da 1 derece kaydedildi. Soğuk hava nedeniyle bölgede kent merkezlerindeki su birikintilerinde don ve buzlanma olayları görüldü.
     
Ev ve iş yerleri ile otomobillerin camlarında buzlanmalar meydana geldi.
     
Ardahan-Artvin il sınırındaki Sahara ile Ardahan-Posof ilçesi arasındaki Ilgar Dağı mevkilerinde kar kalınlığı bir santimetre olarak ölçüldü.
     
Palandöken ve Konaklı Kayak Merkezlerinde kar kalınlığı ise 10 santimetreyi buldu.
     
Meteoroloji yetkililer, bölgede kent merkezlerinde cuma gününe kadar kar yağışının beklenmediğini ancak geceleri buzlanma ve don olaylarına karşı vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı.


     
ULUDAĞIN ZİRVESİNE MEVSİMİN İLK KARI

BURSA, (DHA) – TÜRKİYE’nin en önemli kış turizm merkezlerinden Uludağ’a mevsimin ilk karı yağdı. Meteoroloji yetkilileri, hava sıcaklığının sıfırın altında 2 dereceye düştüğü Uludağ’da Oteller Bölgesi’ne perşembe günü daha yoğun kar yağmasının beklendiğini bildirdi.

Marmara Bölgesi’ni etkisi altına alan soğuk ve yağışlı havanın etkisiyle Uludağ’ın zirvesine kar yağdı. Hava sıcaklığının gündüz sıfırın altında 2 derece olarak ölçüldüğü Uludağ’da asıl yağışın perşembe günü başlayacağı ve hafta sonuna kadar devam edeceği bildirildi. Bugünkü yağışın sadece zirvede görüldüğünü kaydeden Meteoroloji yetkilileri, perşembe günkü yağışla Oteller Bölgesi’ne de kar yağmasının beklendiğini  bildirdi.

Halen tüm işletmelerin kapalı olduğu 5 bin yatak kapasiteli Uludağ’da 16 otel, 13 misafirhane bulunuyor. Zirvedeki işletmelerin bir bölümü sezonu 1 Aralık’ta bir bölümü de 15 Aralık’ta açıyor.

 

 

Türkiye Alzheimer’a hazır değil

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’nin önündeki sorunlardan biri artan yaşla nüfus ve bunama hastalıkları. Kurumun öngörülerine göre, 2023 yılında 65 yaş üstü yaşlı nüfus oranımız yüzde 10’unun üzerine çıkacak. Buna paralel, bunama hastalıklarının sıklığı da büyük bir hızla artmaya devam edecek.

TÜRKİYE HAZIR DEĞİL
Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, “salgın” denebilecek bu durum karşısında özellikle yaşlı nüfusa sahip gelişmiş ülkelerin alarma geçerek Alzheimer’e karşı eylem planları oluşturduklarını söyledi. Nüfusun hızla yaşlanmasıyla beraber hem ülkemiz hem de tüm dünyada Alzheimer hastalığının daha yaygın hale geleceğini belirten Prof. Dr. Kulaksızoğlu, “Yeni Alzheimer vakalarının  yarıdan fazlasının Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde çıkacağı öngörülüyor. Maalesef ülkemiz hızla artmakta olan yaşlı nüfusun ihtiyaçlarına ve Alzheimer hastaları için gerekli bakımın sağlanmasına hazır değil” dedi.

GELİŞMİŞ ÜLKELERDE BUNAMA SIKLIĞI AZALIYOR
Tüm dünyada Alzheimer ve bunama hastalarının sayısı artsa da gelişmiş ülkelerden (ABD, Almanya, Hollanda, İsveç ve İngiltere) umut veren yeni veriler geliyor. Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haşmet Hanağası, “Verilere göre yaşlılarda bunama hastalığının görülme sıklığında geçmişe oranla azalma var. Ünlü Framingham çalışmasına göre, 30 yıl önceki yaşlılara göre şimdiki yaşlılar arasında yeni bunama hastası görülme sıklığında yüzde 44’e varan azalma var” dedi. Araştırmacılar bu düşüşü eğitim düzeyinin ve daha fazla zihinsel işlev gerektiren iş kollarının artması, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi damarsal risk faktörlerinin daha yaygın olarak kontrol altına alınması, sigara tüketiminin azalmasına bağlıyor. Prof. Dr. Hanağası, “Şeker hastalığıyla daha etkin mücadeleyle bu oranın daha da azalması mümkün. Gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerdeki hastalık oranlarının düştüğüne dair henüz bir veri yok” dedi.

ORTA YAŞTA KART, DAMA OYNA, BULMACA ÇÖZ
Prof. Dr. Haşmet Hanağası, Alzheimer hastalığından korunmada orta yaşlarda risk faktörlerinin azaltılarak fiziksel ve zihinsel aktivitelerin arttırılmasının yararlı olduğunu hatırlattı. Bu yıl Dünya Alzheimer Kongresinde sunulan yeni bulgulardan birisi de orta yaşlarda daha fazla kart oyunları, dama oynayanlar ve bulmaca çözenlerin beyinlerinin daha hacimli. Ayrıca bu kişilerin zihinsel yetileri bu aktiviteleri yapmayanlara göre daha iyi.
 



 

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’nin önündeki sorunlardan biri artan yaşla nüfus ve bunama hastalıkları. Kurumun öngörülerine göre, 2023 yılında 65 yaş üstü yaşlı nüfus oranımız yüzde 10’unun üzerine çıkacak. Buna paralel, bunama hastalıklarının sıklığı da büyük bir hızla artmaya devam edecek.

TÜRKİYE HAZIR DEĞİL
Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, “salgın” denebilecek bu durum karşısında özellikle yaşlı nüfusa sahip gelişmiş ülkelerin alarma geçerek Alzheimer’e karşı eylem planları oluşturduklarını söyledi. Nüfusun hızla yaşlanmasıyla beraber hem ülkemiz hem de tüm dünyada Alzheimer hastalığının daha yaygın hale geleceğini belirten Prof. Dr. Kulaksızoğlu, “Yeni Alzheimer vakalarının  yarıdan fazlasının Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde çıkacağı öngörülüyor. Maalesef ülkemiz hızla artmakta olan yaşlı nüfusun ihtiyaçlarına ve Alzheimer hastaları için gerekli bakımın sağlanmasına hazır değil” dedi.

GELİŞMİŞ ÜLKELERDE BUNAMA SIKLIĞI AZALIYOR
Tüm dünyada Alzheimer ve bunama hastalarının sayısı artsa da gelişmiş ülkelerden (ABD, Almanya, Hollanda, İsveç ve İngiltere) umut veren yeni veriler geliyor. Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haşmet Hanağası, “Verilere göre yaşlılarda bunama hastalığının görülme sıklığında geçmişe oranla azalma var. Ünlü Framingham çalışmasına göre, 30 yıl önceki yaşlılara göre şimdiki yaşlılar arasında yeni bunama hastası görülme sıklığında yüzde 44’e varan azalma var” dedi. Araştırmacılar bu düşüşü eğitim düzeyinin ve daha fazla zihinsel işlev gerektiren iş kollarının artması, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi damarsal risk faktörlerinin daha yaygın olarak kontrol altına alınması, sigara tüketiminin azalmasına bağlıyor. Prof. Dr. Hanağası, “Şeker hastalığıyla daha etkin mücadeleyle bu oranın daha da azalması mümkün. Gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerdeki hastalık oranlarının düştüğüne dair henüz bir veri yok” dedi.

ORTA YAŞTA KART, DAMA OYNA, BULMACA ÇÖZ
Prof. Dr. Haşmet Hanağası, Alzheimer hastalığından korunmada orta yaşlarda risk faktörlerinin azaltılarak fiziksel ve zihinsel aktivitelerin arttırılmasının yararlı olduğunu hatırlattı. Bu yıl Dünya Alzheimer Kongresinde sunulan yeni bulgulardan birisi de orta yaşlarda daha fazla kart oyunları, dama oynayanlar ve bulmaca çözenlerin beyinlerinin daha hacimli. Ayrıca bu kişilerin zihinsel yetileri bu aktiviteleri yapmayanlara göre daha iyi.
 



 

Artık çok erkenden belli olacak

Tarama testinin tanıtımı amacıyla düzenlenen basın toplantısında konuşan Biri, testle annenin kanından, bebeğe ait hücrelerin içindeki DNA’dan alınan parçaların incelendiğini ifade etti. Tanı testlerinde ya amniyotik sıvıdan ya plasentadan ya da kordondan girilerek doğrudan bebeğe ait bir materyal alındığını ve bunların genetik yapısının incelendiğini anlatan Biri, şu bilgileri verdi:

“Bütün kromozomları sayı ve yapı olarak her açıdan inceleyebiliyorsunuz. Tam doğruluk açısından hala bunun üzerine çıkan bir test yöntemi geliştirilemedi. Bir hekimin veya bir ailenin gözden kaçıracağı en önemli kromozom hastalığı da down sendromu oluyor. Bu yüzden de yoğunlukların tümü bunun yakalanmasıyla ilgili oluyor. Bu yeni teste tarama denilmesinin amacı, riskli grubu belirliyor ve kişiyi, hekimi kesin tanı testlerine yönlendiriyor. Çünkü bütün gebelerde amniyosentez yapılamayacağı için bu tarama testi önemli bir araç, yöntem haline geliyor. Kaldı ki, 500 down sendromlu vaka yakalayacağım diye belki de bir o kadar bebek kaybedeceksiniz. Dolayısıyla hekim, operatör deneyimli değilse işlemlerin riski çok yüksek olabilir. Bu kadar çok girişimin, geç haftalara kadar tanı işlemlerin önüne geçilmesi gibi durumların ortadan kalkması amacıyla bu tarama testi önemli. Bu test gerçek anlamda bir devrimdir. Gerçekten kadını özgürleştiren bir devrimdir. Çok erken haftada yapılması çok önemlidir. Gebeliğin 10. haftasında anne kanına yeterince bebek hücresi geçmiş oluyor. Bu haftada yapılan testin sonuçlarını 2 hafta sonra alabiliyoruz.”

Biri, tanı testi ne kadar doğru olursa, ikinci basamak işlemlerin daha az yapılabileceğini ve zararlarından korunabileceğini dile getirerek, bu konudaki analizlerin daha saflaştırıldığını, daha özel, spesifik bölgelerin incelenmeye başlandığını ve hata payının en aza indirilmeye çalışıldığını anlattı.

Bu nedenle tanı testinden çıkan sonuçların yüzde 99,7 oranında doğruluk payı içerdiğini ifade eden Biri, “Bu test, sıkıntılı kromozomları incelemek için büyük bir araç görevi görüyor. Bu tarama testiyle beraber önemli bir grup hastaya gereksiz yere diğer tanı testlerini yapmış olmuyoruz” diye konuştu.

“AMACIMIZ TÜRKİYE’DE LABORATUVAR KURMAK”

Ariosa Diagnostics Direktörü Sabah Öney de dünyadaki hem hekimlerin hem de hamile kadınların aldıkları sağlık işlemlerine çok daha iyi ve yüksek yararı olan bir test geliştirmek olduğunu söyledi.

Uzun çalışmaların ardından 2012’de testin Amerika’da piyasa çıkarıldığını ve hızlı bir şekilde de Türkiye’ye getirildiğini anlatan Öney, “Şu anda Amerika’daki en yüksek teknolojimizle üretilen testler şu anda Türkiye’de kullanılıyor. Bunu da devam ettirmeyi düşünüyoruz. Amacımız da ileride bu laboratuvarlarımızı, bütün hastalarımıza yardımcı olacak şekilde, hamileliklerinde oluşabilecek sorunları an düşük düzeye indirmektedir” ifadelerini kullandı.

 

 

 

Tarama testinin tanıtımı amacıyla düzenlenen basın toplantısında konuşan Biri, testle annenin kanından, bebeğe ait hücrelerin içindeki DNA’dan alınan parçaların incelendiğini ifade etti. Tanı testlerinde ya amniyotik sıvıdan ya plasentadan ya da kordondan girilerek doğrudan bebeğe ait bir materyal alındığını ve bunların genetik yapısının incelendiğini anlatan Biri, şu bilgileri verdi:

“Bütün kromozomları sayı ve yapı olarak her açıdan inceleyebiliyorsunuz. Tam doğruluk açısından hala bunun üzerine çıkan bir test yöntemi geliştirilemedi. Bir hekimin veya bir ailenin gözden kaçıracağı en önemli kromozom hastalığı da down sendromu oluyor. Bu yüzden de yoğunlukların tümü bunun yakalanmasıyla ilgili oluyor. Bu yeni teste tarama denilmesinin amacı, riskli grubu belirliyor ve kişiyi, hekimi kesin tanı testlerine yönlendiriyor. Çünkü bütün gebelerde amniyosentez yapılamayacağı için bu tarama testi önemli bir araç, yöntem haline geliyor. Kaldı ki, 500 down sendromlu vaka yakalayacağım diye belki de bir o kadar bebek kaybedeceksiniz. Dolayısıyla hekim, operatör deneyimli değilse işlemlerin riski çok yüksek olabilir. Bu kadar çok girişimin, geç haftalara kadar tanı işlemlerin önüne geçilmesi gibi durumların ortadan kalkması amacıyla bu tarama testi önemli. Bu test gerçek anlamda bir devrimdir. Gerçekten kadını özgürleştiren bir devrimdir. Çok erken haftada yapılması çok önemlidir. Gebeliğin 10. haftasında anne kanına yeterince bebek hücresi geçmiş oluyor. Bu haftada yapılan testin sonuçlarını 2 hafta sonra alabiliyoruz.”

Biri, tanı testi ne kadar doğru olursa, ikinci basamak işlemlerin daha az yapılabileceğini ve zararlarından korunabileceğini dile getirerek, bu konudaki analizlerin daha saflaştırıldığını, daha özel, spesifik bölgelerin incelenmeye başlandığını ve hata payının en aza indirilmeye çalışıldığını anlattı.

Bu nedenle tanı testinden çıkan sonuçların yüzde 99,7 oranında doğruluk payı içerdiğini ifade eden Biri, “Bu test, sıkıntılı kromozomları incelemek için büyük bir araç görevi görüyor. Bu tarama testiyle beraber önemli bir grup hastaya gereksiz yere diğer tanı testlerini yapmış olmuyoruz” diye konuştu.

“AMACIMIZ TÜRKİYE’DE LABORATUVAR KURMAK”

Ariosa Diagnostics Direktörü Sabah Öney de dünyadaki hem hekimlerin hem de hamile kadınların aldıkları sağlık işlemlerine çok daha iyi ve yüksek yararı olan bir test geliştirmek olduğunu söyledi.

Uzun çalışmaların ardından 2012’de testin Amerika’da piyasa çıkarıldığını ve hızlı bir şekilde de Türkiye’ye getirildiğini anlatan Öney, “Şu anda Amerika’daki en yüksek teknolojimizle üretilen testler şu anda Türkiye’de kullanılıyor. Bunu da devam ettirmeyi düşünüyoruz. Amacımız da ileride bu laboratuvarlarımızı, bütün hastalarımıza yardımcı olacak şekilde, hamileliklerinde oluşabilecek sorunları an düşük düzeye indirmektedir” ifadelerini kullandı.

 

 

 

Suşi yüzünden tüm vücudunu tenya sardı

Daily Mail’in haberine göre çok fazla suşi yiyen ve ismi açıklanmayan Çinli bir hasta, karın ağrısı ve kaşınma şikayetiyle hastaneye başvurdu. Tüm vücudunu tenya saran adamın rahatsızlığının nedenininse yediği suşiler olduğu ortaya çıktı.

 

AYLARCA BELİRTİ VERMEYEBİLİR

Tenyalar insanlarda aylarca belirti vermeden yaşayabiliyor. Bu da tehlikeyi büyütüyor. Larva halindeyken balıklara yapışan tenyalar pişirilmeden yenilen suşi gibi çiğ balıklarda yaşıyor. Yenildiğinde de kolayca insan vücuduna geçiyor. İnsan vücudunda haftalar içinde 15 metreye kadar büyüyebilen tenyalar uzunca süre teşhis de edilemeyebiliyor. Yorgunluk, kabızlık, karın ağrısı gibi belirtilerle kendisini gösteriyor.

Karaciğer, gözler, kalp ve beyin gibi organlara sıçradığında ise hayati tehlike yaratıyor ve ölüme kadar götürebiliyor.

 

Daily Mail’in haberine göre çok fazla suşi yiyen ve ismi açıklanmayan Çinli bir hasta, karın ağrısı ve kaşınma şikayetiyle hastaneye başvurdu. Tüm vücudunu tenya saran adamın rahatsızlığının nedenininse yediği suşiler olduğu ortaya çıktı.

 

AYLARCA BELİRTİ VERMEYEBİLİR

Tenyalar insanlarda aylarca belirti vermeden yaşayabiliyor. Bu da tehlikeyi büyütüyor. Larva halindeyken balıklara yapışan tenyalar pişirilmeden yenilen suşi gibi çiğ balıklarda yaşıyor. Yenildiğinde de kolayca insan vücuduna geçiyor. İnsan vücudunda haftalar içinde 15 metreye kadar büyüyebilen tenyalar uzunca süre teşhis de edilemeyebiliyor. Yorgunluk, kabızlık, karın ağrısı gibi belirtilerle kendisini gösteriyor.

Karaciğer, gözler, kalp ve beyin gibi organlara sıçradığında ise hayati tehlike yaratıyor ve ölüme kadar götürebiliyor.